Hoşgeldiniz  

RESUL EFENDİNİN CEVİZLER / ORHAN TERCAN

ADMİN | 26 Ocak 2018 | HİKAYELER A- A+

RESUL EFENDİNİN CEVİZLER / ORHAN TERCAN

Resul Efendi oturduğu yerden kumaş terklerine teker teker baktı. Sadece iki terekte kumaş kalmıştı. Otuz beş senelik esnaftı. Böyle bir durumla karşılaşmamıştı. Harp en çok Resul Efendi’yi etkilemişti. Herkes el altından fazla fiyatla satış yaparken o karaborsaya bir türlü kendini alıştıramamıştı. Her zaman olduğu gibi küçük bir karla mallarını satmıştı. Bu durumda Resul Efendiyi bitirmişti.
Dükkân kirasını dahi karşılayamadığı için
-‘Olacak gibi değil harp bitiminde tekrar açarım ‘deyip dükkânı kapatmak zorunda kalmıştı.
Dükkân kapandıktan sonra Resul Efendi eve kapandı. Saçı sakalı birden ağarmıştı. Elindekilerle bir müddet idare etti. Sonra borç alma girişiminde bulundu. Bunu da beceremedi. Karısı Kadriye hanımın babadan kalma halılarını el altından sattı. Bir müddet de bununla idare etti.
Kadriye Hanım kasabanın tanınmış ailelerinden Hacı Mehmet Efendinin kızı idi. Gözleri biraz bozuk olduğu için kendi halinde olan Resul Efendinin evlenme teklifine gönül rızası ile ‘evet’ demiş, sonrada bundan pişmanlık duymamıştı. Kibar, nazik, konuşmaları gayet tatlı, insana rahatlık veren bir kadın olan Kadriye Hanımın elinden gelmeyen iş yoktu. Sabahtan akşama kadar ev işleri ile uğraşır, erişte bulgur, tarhana yapar mevsiminde kışlık sebze, meyve kurutur kocasına destek olmak için her işi severek şikâyet etmeden yapardı.
Resul Efendi:
—Hacı Mehmet Efendi’ni konakta büyüyen kızına verdiği bunca sıkıntıya gönlü razı olmadığından fazlası ile üzülürdü. Kadriye Hanım ise durumundan şikâyet etmeden yaşamına devam ederdi. Dükkân kapandıktan sonra
-‘Olsun Bey Allah bir kapıyı kapar bir kapıyı açar, şimdilik idare ediyoruz Hiç bir eksiğimiz yok Allaha şükür’ diyerek kocasını yüreklendirirdi.Amma Resul Efendinin artık takati kalmamıştı. Son defa Kadriye Hanımın baba evinden çeyiz olarak getirdiği Beşi Bir Yerdeyi Eline sıkıştırarak
—‘’Bunları da bozduralım sonra Allah kerimdir. Sen üzülme Resul ‘’dedi
Resul Efendinin bu davranış karşısında başından soğuk sular dökülmüştü sanki .Bu altın Kadriye hanımın ilerisi için özenle sakladığı yegâna varlığı idi. Bunu almanın doğru olmayacağını düşünerek-Şimdilik kalsın bir çaresini buluruz diyerek karısının bu duygulu asil davranışı üzerine altını almaya gönlü razı olmadı.Teklifi kabul etmedi.
Bu olaydan sonra gece sabaha kadar düşündü. Babadan kalma son tarlayı da satmayı planladı. Tarlayı satıp bir at, biraz da manifatura alı malı alıp köylerde satmaya karar verdi.
Kadriye Hanım
—Sen öyle köy köy dolaşıp satış yapmaya alışık değilsin ‘diyerek karşı çıktı bu teşebbüse
Resul Efendi:
Böyle boş boş hazırdan yiyerek oturmaktansa ufak, tefek para kazanırım diye kendine uyan planlar yaptı.
Hemen o hafta tarlayı satarak bir at, biraz da manifatura malı aldı. At için evin yanındaki eski odunluğu ahır yaptı. Manifatura mallarını da özenle hazırladı. Zaten bu işe alışkındı.
Atına Keklik ismini verdi.
—Hiç ata Keklik ismi verilir mi? diye kendi kendine gülümsedi. Pek hoşuna gitmişti bu isim
Atta Resul Efendiye hemen alıştı. Sanki Resul efendinin sıkıntısını seziyordu. Bir birleriyle hemen her gün konuşuyorlardı.
Ata
‘Seninle çok işimiz var Keklik hazırla kendini’ diyordu.
Keklik anladığını belirtmek için kuyruk sallayıp hoş hareketler yapıyordu.
Resul Efendi kış sonunda köy köy dolaşıp manifatura mallarını satmak için kendini hazırlıyordu. Bu arada
-Kara Ali’nin Oğlu Hasan Yaparda da ben neden yapmayayım diye düşünüyordu.
Ancak Kara Ali’nin oğlu Hasan satış için gittiği Çüküren Köyü yolunda tipiye yakalanıp ölüm haberi geldiğinde perişan olmuştu. Çok üzülmüştü olaya. Başıma böyle bir şey gelirse Kadriye Hanımın hali nice olur diye düşünüyordu. Uzun süre üzüntüsünün sebebini kimseye söyleyememişti.
Karısı Resul Efendinin üzüntüsünün sebebini sezinlediğinden kocasını yüreklendirmek için elinden gayreti gösteriyordu.
Resul Efendi
Allah ne kadar yaş verdiyse o kadar yaşarım, kaderimde de ne varsa o olur diye teselli ediyordu kendini.
Mayıs ayının ilk haftasında yükünü hazırladı. Malları özenle sardı. Denkleri ata yüklemek için Kadriye Hanım yardım etmek istedi ise de o buna kıyamadı.Komşu Şükrü Ustaya kimse duymasın diye tembih ederek ondan gizlice yardım istedi. Sabahın köründe yüklediler manifatura yüklerini.
Kadriye Hanım akşamdan üzüm kurusu, erik pestili, yufka ekmeği, peynir gibi yiyeceklerden oluşan bir torba dolusu azık hazırlamıştı. Bunları kocasının heybesine koyup kocasını selametledi.
‘Allah rast getirsin, bol kazanç versin’diye arkasından bol, bol dua edip bir tas su döktü. Resul Efendinin gidişine çok üzülmüştü Fakat üzüntüsünü belli etmedi. Bunda da bir hayır vardır diye teselli etti kendisini. Ancak içi içine sığmıyordu. Gittikten sonra oturup kimse duymadan uzun, uzun ağladı. Biraz rahatladı.
Resul Efendi yaşının verdiği yorgunluğa rağmen Doğdu Dağına çıkan yokuşu tırmanıyordu. Arada bir atına destek vermek için ‘ha gayret Keklik az bir yolumuz kaldı ‘diye mırıldanıyordu
Yola çıkalı iki saat olmuştu. Doğdu Dağları’nı aşmanın kolay olmadığını duymuştu. Doruk noktasına kadar yokuş çıktı. Doruğa geldiğinde mola verdi. Bir müddet oturdu. Soluklandı. Atın yükünü indirse denkleri kim tutacak diye Kekliği öylece bıraktı. Vakit epeyce ilerlemişti. Hafiften bir rüzgâr çıkmıştı. Dağın başında rüzgâr insanın iliklerine işliyordu.
Altı saat durmadan yürüdü. Afşar Köyüne vardığında hava kararmak üzere idi. Köy bekçisi atın yüklerini çözüp denkleri indirdi. Atı da alıp özenle ahıra koydu. Bir müddet ortada duran manifatura yükünü köy odasına çıkarmak için gözü ile yardımcı aradı. Ancak hiç kimseye teklif edemedi.
‘Hele bir kendim uğraşayım diye sarıldı yüklere Köylüler hepsi birden yüklere yapıştılar.
Bırakmadılar bu işi Resul Efendi’ye. Bir çırpıda çıkarıver-diler yükleri yukarıya.
Köylüler saçı sakalı ağarmış, itimat telkin eden birisinin köye gelmesine memnun görünüyorlardı. Hepsi birden aynı eda ile
-‘Hoş geldin Hoca Efendi nasılsın? iyimisin?’ deyip Resul Efendinin elini iki elleri arasına alıp tokalaşarak sevgi ve saygılarını sergileyorlarıdı.
Resul Efendi hocalık da nereden çıktı diye düşündü. Kendisine beklediğinden fazla rağbet gösterildiği için bu yakış tırmaya ses çıkarmadı. Hoşuna da gitmişti.
Köylüler gizemli bakışlarla hocadan bir şeyler bekliyorlardı.
Resul Efendi konuyu bilmediği için öteden beriden konuştu. Konuşması gündelik sıradan şeyleri içeriyordu. Köylüler Resul Efendinin ağzından her çıkan sözü dikkatle dinliyor cevap verme den devamını bekliyorlardı. Resul Efendini kafasındaki düşünce ise getirdiği Manifatura mallarının satılıp satılmayacağı idi. Bu konuda köylülerden bir işaret alamıyordu.
Köylüler akşam yemeği için evlerine gittiler.
Ancak köyün hizmetlisi Musa yükleri yukarıya çıkarmaya çalışırken
-‘Bu ev yüküne benzemiyor satıcı yükü gibi,pek ağır zor kaldırdım’ diye ağzından bir söz kaçırdı. Köylüler hep birlikte Musa’yı susturdular. Köy halkı bu defa evvelinkine nazaran daha kalabalık bir gurupla odada toplandılar. Resul Efendinin etrafında bir halka teşkil ettiler.
Hocayı inceleyen Recep Çavuş hemen konuya girdi.
-Hocam biz seni on beş gündür bekleriz. Köyümüz iyi ve sakin bir köydür. Bu güne kadar hiçbir olumsuz olay olmamıştır. Lakin içimizden bir cahil çıktı.Hırsızlık yaptı.Ama kimin yaptığını bilemedik.Düşündük,danıştık bunu bulsa,bulsa Hoca bulur dedik .Ancak köyümüzde hoca yoktu.
Osman Onbaşı
-‘Yormayın kendinizi ben rüyamda gördüm on beş güne varmaz köyümüze hoca gelecek deyince bütün köylülerimiz sevindi.
Köylüler hep birlikte yüzlerini Osman Onbaşıya çevirdiler. Osman Onbaşı gayet mutlu bir şekilde rüyasının çıktığını belli etmek için gülümsedi. Bulunduğu yerde kahraman edası ile dikeldi. Resul Efendi’ye kendini göstermek, belli etmek için yük sek sesle öksürdü.
Recep Çavuş kısa bir duraksamadan sonra devam etti sözlerine.
-‘On beş gün önce Ağanın ziynet eşyası çalındı. Bütün çabamıza rağmen hırsızı bulamadık. Bu iş bundan sonra senin işin hoca efendi dedi.
Resul Efendi niye geldim neyle karşılaştım diye biraz şaşırdı. Ancak hemen kendini toparladı. Yerinde biraz doğruldu. Sakalını sıvazladı. Bütün köylü hocanın ağzından çıkan sözü merekle bekliyordu.
—Ağalar ben buraya uzunca bir yoldan geldim. Yorgunum Size yardımcı olmam için bu gece yatmam gerekli, sabah olduğunda bir çaresine bakarız siz rahat olun’ dedi
Köylüler büyük bir merak içinde dağıldılar. Olayı hepside değişik biçimde yorumlayarak evlerine gittiler.
Odada Resul Efendi yalnız kalınca
—Resul bu işi ya halledeceksin ya da gece yarısı denklerini toplayıp gizlice köyü terk edeceksin ‘diye söylendi. Bütün gece değişik planlar kurdu. Aklına gelenlerin hiç biriside bu olaya uygun değildi. Sabahleyin erkenden kalktı. Camdan etrafa bakındı. Bütün köy halkı ondan önce kalkmıştı. Resul Efendinin hareket-lerini izliyorlardı.
Resul Efendi için bir seçenek kalmıştı. Oda olayı çözüp hırsızı bulmaktı.
Birden aklına çocukluğunda oynadığı ceviz oyunu geldi. Hemen dışarı çıktı. Köy odasının arkasındaki gübre yığınının bulunduğu tarafa gitti yere eğildi. Taşı kaldırdı. Taşın altından bir şey çıkmadı. Daha yassı bir taşı kaldırdı. Taşın altından dört beş tane gübre böceği çıktı. Bu hocayı umutlandırmıştı. Böcekleri gizlice aldı ve cebindek. tabakaya koydu. Köy odasına yöneldi.
Köy bekçisinin getirdiği tarhana çorbasını iştahla içti. Bundan sonra denklerini açıp satış yapmanın manası olmadığı için onlarla hiç ilgilenmedi. Zaten köy halkı da getirilen denklerle ilgilendiği yoktu.
Köy Bekçisine seslenerek:
-‘Bana irilerinden on kadar ceviz ile ir yük odun getirin Bütün köy halkı da akşam namazından sonra köy meydanında hazır bulunsun’ dedi.
Köy bekçisi istenenleri hemen yerine getirdi. Hocanın isteği de anında köy halkına duyuruldu.
Resul Efendi cevizlerin kabuklarını kırmadan ortadan ayırdı. Böcekleri içine koydu ve cevizleri bal mumu ile yapıştırarak cevizleri eski haline getirdi.
Akşam ezanından sonra bütün köy halkı orta yerde toplanmış hocayı bekliyorlardı.
Resul Efendi odunları yüksekçe bir yere yanacak şekilde dizdi. Cevizleri etrafına elleri ile koydu. Aşağı tarafta da köy halkı duruyordu. Köy halkının göreceği şekilde bir takım işaretler yaptı. Duyulacak gibi bir takım sözcükler mırıldandı.
Resul Efendi köy halkına dönerek
—Efendiler şimdi bu cevizler hırsız istikametine yönelecek. Bir tanesi hırsızın önünde duracak. Böylece hırsız ortaya çıkacak. Dedi.
Köylüler şaşkın, şaşkın bakıştılar.
Resul Efendi Köy bekçisine dönerek
—Odunları yak’Dedi
Odunlar kuru olduğu için etrafına kıvılcımlar saçarak yanmağa başladı. Ateşin çevresindeki cevizler iyice ısındı. Isınan cevizlerin içindeki böcekler hareketlendi. Aşağı tarafta duran köy halkına doğru yuvarlanmaya başladılar. Köylüler olaya fazlası ile şaşırdılar. Anlamsız sesler çıkardılar.
Resul Efendi bu sırada mırıldandığı sözleri keserek birden ayağa kalktı.
—Efendiler hırsızın kim olduğunu cevizler bana işaret ettiler. Ancak şimdi huzurda bunu ilan etsem o kişi bir daha bu köyde yaşayamaz. Ben yarın sabah çalınan ziynetinizin yerini göstere ceğim. Şimdi dağılın diye köylülere yüksek sesle köylülere seslendi.
Resul Efendi yası namazından sonra odasına gidip beklemeye başladı.
Gece yarısı hafif bir tıkırdı işitti. Birisinin geldiğini duydu. Zaten bekliyordu. Gelen soluk yüzlü gençten birisi idi. Sesi titriyordu.
-‘Hocam bir cahillik ettim aldıklarımı getrdim beni affet’ dedi.
Resul efendi gelenin yüzüne bakmadı. Onu tanımak istemedi.
-‘Sen onları odanın arkasındaki gübreliğin yanında bulunan yassı taşın altına koy ve git’ dedi.
Genç adam denenleri yaptı.
Sabah olduğunda köylüler yine toplu halde geldiler Hocanın söyleyeceklerini bekliyorlardı.
Hoca oda kapısının önüne çıktı. Gülümsedi. Hiç birisine ayrıcalıkla bakmadan ve ayrıcalıklı hareket etmeden
—Efendiler ziynetiniz gübrelikteki yassı taşın altında gidin alın onu’ Dedi.
Köylüler hep birlikte taşın bulunduğu taraf yönlendiler.
Taşı kaldırdıklarında ziynetin orada olduğunu gördüler. Bu olayla Resul Efendi Hoca olarak köyde bir anda çok ünlendi.
Köylüler köylerine böyle bir hocanın gelmesine çok memnun olmuşlardı. Hocanın devamlı köyde kalmasını istiyorlardı. Çok ısrar ettiler
Resul Efendi;
Kadriye Hanım’dan ayrı kalmanın mümkün olmadığını, onu yalnız bırakamayacağını düşündü.
Benim bu köyde kalmam manifatura mallarını satmam mümkün değil deyip dağın öte yüzündeki Dodurga köyüne gitmek üzere yüklerini atına yükleyerek Kekliğe ‘’hadi güzelim’’ diye seslendi.
Dört gün sonra kasabaya geri dönüyordu. Manifatura mallarının hepsi satılmıştı.
Doğdu Dağının tepesinde o soğuk rüzgârda esmiyordu. Hem de köy yolu o kadar uzun da değildi. Giderken mola verdiği yerden kasabanın evleri göründü.
Kadriye Hanıma
—Hem gönül kazandım hem de para. Bundan sonra beşi bir yerden duracak Bu defa şansımız döndü’demek için sabırsızlanıyordu.
—Hadi davran Keklik’deyip kasabanın ışıklarına doğru sürdü atını 12.06.2016

Etiketler:

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

ÇERKEŞLİLER DERNEĞİ WEB SİTESİ TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle